İçindekiler

1. KIRILIŞ

2. TAŞAN KAPLAR

3. PAYDAŞLIK VE BERABERLİK YOLU

4. KUTSALLIK YOLU

5. GÜVERCİN VE KUZU

6. EVDE YENİDEN YAŞAMA DÖNÜŞ

7. ÇÖP VE MERTEK

8. BİR HİZMETKÂR OLMAYA RAZI MISINIZ?

9. KUZU’NUN KANININ GÜCÜ

10. MASUM OLDUĞUMUZU SÖYLEYEREK İTİRAZ MI EDİYORUZ?



1947 yılının Nisan ayında İsa Mesih’in ölümden dirilişini anıp kutlamak amacıyla Paskalya’da bir toplantı düzenledim. Bu toplantıya birçok tanınmış İncil müjdecisini de çağırdım.1

Çünkü bu müjdecilerin bulundukları yerlerde bir uyanış, bir canlılığın gerçekleştiğini duymuştum ve ben de bir uyanış, gelişme ve bir canlılık istiyordum.

Çağırdıklarımın çoğu geldi. Ne var ki söyledikleri benim bu konuda anladıklarımdan oldukça farklıydı. Ama bu canlanış ve uyanışa en çok gereksinimi olanın kendim olduğunu gördüm. Bunu daha önce fark etmeyişi şaşırdım. Kendim konuşmacılardan biri olduğum için bu mesaja diğer insanların benden daha çok ihtiyacı olduğunu düşünmüştüm. Eşim ve diğerleri, Tanrı’nın önünde eğilip İsa’nın değerli kanında paklanıp bu bereketi tadarken kendimin kupkuru olduğumu gördüm. Kuruydum çünkü yüksekteydim; her şeyi bilgiyle ölçüyordum. Ama burada İyi Haber’in sadeliğine hayret ettim. Daha doğrusu Kutsal Ruh’la dolmam için yapmam gereken şeyin sadelik ve basitliği beni şaşırttı.

Toplantıdaki diğer insanlar İsa’nın çarmıhta yüreklerini nasıl kırıp yumuşattığını ve Kutsal Ruh’la kendilerini nasıl doldurup taşırdığını anlatırken bende böyle bir tanıklık yoktu.

Kendi teorilerim ve kurulu plânlarımı uygulamaya uğraşmaktan vazgeçip kişisel günahlarımdan arınmak için çarmıhın altına gelmem gerektiğini hissettim. Bu benim iman yaşamımın tamamen yeniden başlaması gibiydi. Kendini alçaltıp Şeria Nehri’ne girmeye razı olduğunda Naman’ın cildinin olduğu gibi cildim, “küçük bir çocuğunki gibi oldu.” O zamandan beri hayatımda yepyeni bir bölüm başladı. Ancak bu, İsa her şey olsun diye “benliğime” sürekli ölmeyi seçmem ve temizleyen kanında temizlenmek için sürekli O’na gitmem anlamına geldi. Ama bunun yeni bir bölüm olmasının nedeni de zaten budur.

O zamanlar eşimle ben “Meydana Çağrı” adlı bir dergi çıkarıyorduk. Bu dergide yeni inanlıların imanlarını geliştirmek, İsa’ da daha derin iman deneyimlerine yönelmelerinde kendilerine yol göstermek istiyorduk. Tâbi ki çıkacak sayıda Tanrı’nın bize neler gösterdiğini yazacaktık. Yenilik haberini sade ve basit bir şekilde yazdık. Sade bir haber içeren dergi birdenbire şaşılacak bir ilgi uyandırdı; istekler çoğaldı. Sonraki sayılarda da bu yenilikten söz ettikçe istekler hayret verici bir şekilde çoğalmaya devam etti. Her gün Tanrı’nın bu dergi aracılığıyla Kendi çocuklarını nasıl bereketlendiğini bildiren mektuplar geliyor ve çıkacak sayılar için önerilerde bulunuyordu. Derginin ulaştığı çeşitli ve uzak ülkelerden hem istekler geliyor ve hem de oradaki İnanlıların yaşamlarında yenilik yarattığı haberini alıyorduk.

Kendimizi Tanrı’nın işine tamamen kaptırmıştık. Elbette övünecek bir şeyimiz yoktu. Çünkü bu uyanış ve gelişme derginin ürünü değil, dergi bu uyanış ve gelişmenin bir ürünüydü. Tanrı birçok yerler ve yüreklerde çalışmaktaydı. İmanları yeniden canlanıp gelişen insanların tanıklıkları başkalarında da bir istek yarattı ve onlar da Golgota Yolu buldular. Bu bereketin ulaştığı her yere “Meydana Çağrı” da gitti. Çünkü bu derginin amacı, bir birçoklarının deneyim ve tanıklıklarını açık ve sade bir dille aktarmaktı.

İşte bu kitap, “Meydana Çağrı” dergilerinin birkaç sayısının bir araya gelmesinden oluşuyor. Şu andaki olanaklarımız dergiyi çıkartmaya müsait değil.

Tanrı’nın gösterdiği lütuftan cesaret alarak iki yeni bölümle birlikte yararlı gördüğümüz birkaç eski sayıyı Tanrı’nın Kendi istediği şekilde kullanmasını dileyerek yayınlıyoruz. Konuların sırayla ve düzenli bir şekilde ele alındıklarını söyleyemeyeceğiz. Her bölüm kendine özgü bir bütün oluşturmaktadır. Biz bunları bir araya topladığımızdan ara sıra tekrarlamalar olacaktır.

Bu kitap sadece bizden gelmiş değildir. İçerdiği konular Çarmıh-Ölüm-Yolunda yeni bir şekilde yürüyen kimselerle birçok yerlerde geliştirdiğimiz arkadaşlık ve beraberlikte öğrendiğimiz şeylerdir. Bu beraberliğe dahil olan başka birisi de aynı şeyleri yazabilirdi. Bu beraberlik her zaman genişlemektedir çünkü bu ülkedeki uyanıştan payını alanların sayısı sürekli artmaktadır. Bunun sürmesini umut ediyoruz.

Şimdi biraz da bu canlanış ve uyanışın kendisinden söz edelim. Bundan sonraki sayfaların içerdiği uyanış ya da canlanış kavramları birçokları için bir sürpriz olabilir. Burada uyanış, canlanış derken günahlarını kavrayamayan birçok kişinin günahlarını kavrayarak Kurtarıcı İsa’ya gelip bağlanmaları ve bunun getirdiği sevinçten söz ediyoruz. Bize günahlarımızı gösteren Kutsal Ruh’un bu şekilde gelişi, arzu edilen ama gerçekleşeceği konusunda pek umutlu olmadığımız bir durumdur. Bu uyanış için biz ancak dua edebiliriz. Onun gelişi bizim isteğimize ve Tanrı’nın uygun zamanına bağlıdır. Ama yine de bir gelişme olmasa bile, İnanlılar topluluğu uyanmak, gelişmek için çareler aramalıdır. Çoğu zaman gerçek uyanışın bunların tersi olduğu görülür.

Uyanışın görkemli ve gösterişli olması gerekmez. Çarmıhın ışığı altında kendi günahlarıyla yüz yüze gelen kişi için bunun hoş ve görkemli bir şey olmadığı muhakkaktır. Aslında uyanışta diş görünüşün hiç önemi yoktur. Müjdeci dostlarımız deneyimlerinde dış görünüşü kasten bir yana bırakıyorlardı. Çünkü Tanrı’nın bize verdiği sözlerindeki çağrıyı örtbas etmek istemiyorlardı. Üstelik bu uyandırma Tanrı’nın bunu başkalarının hayatlarında gerçekleştirmeden önce Kendi çocuklarının hayatlarında gerçekleştirdiği bir şeydir. Basitçe açıklamak gerekirse uyanış “yeni bir yaşam” anlamına gelir. Bu durumda yaşam zaten vardır ama azalmıştır. Elbette Kurtarıcı Mesih’i bilmeyen kişi için bir uyanıştan söz edilemez. Çünkü onda henüz yaşam yoktur ki uyanış olsun. Onlar yaşamı alabilmek için önce günahlarından arınmalı, çarmıhta İsa’yla ölmeli ve yeniden doğmalıdırlar.

Demek ki ilerleme ya da gerileme zayıflık gösteren varlıklara özgü bir durumdur. İmanda uyanışa, güçlenmeye yönelenler, sadece yaşamlarında kendilerini durduran yavaşlatan ve zayıflatan her günahı, kuruluğu açıklamaya hazır olanlardır. Günahın ne olduğunun açıklanıp İsa’ya verilmesi ne kadar kesin bir biçimde gerçekleşirse Tanrı da onları o denli kesin bir biçimde güçlendirir. Bu iş İnanlılar arasında gerçekleştiğinde Tanrı yeni yaşama henüz kavuşmayanlar arasında yeni bir güçle işler ve bizler de orada Tanrı’nın kayra, sevgi ve merhametinin yeni bir işini görürüz.

İngiltere’nin Galler bölgesinde gerçekleşen uyanış günlerinde Evan Roberts, “İnanlılar topluluğu eğilip kırılsın ki insanlar kurtarılsın” diyordu. Bu iki nokta birbirleriyle her zaman bağlantılıdır. Dünya imanını yitirmiş bir durumdadır. Çünkü İnanlılar topluluğu ateş ve sevgisini yitirmiştir.

Son olarak okurun kalbinin durumu hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor. Okur, bu sayfalar aracılığıyla Tanrı tarafından bereketlenmek istiyorsa, bu kitabın derin ve yürekten bir arzuyla okunması gerekmektedir. Kişinin ruhu, topluluğun dutumu ve özellikle kendi kişisel durumuyla yetinmemelidir. Tanrı’nın bu işi başkalarından önce kendi içinde başlatmasına razı olması şarttır. Ayrıca Tanrı’nın gücünün kendi gereksinimini karşılamaya yeter olduğuna ve bu ihtiyacı da karşılayacağına tam olarak güven duyması gerektir. Hele bu kişi herhangi bir anlamda topluluk önderi (çobanlık) görevindeyse, konunun önemi daha da artar. Çobanlık ettiği insanlara Tanrı’nın verebileceği bereketin derecesini, gereksinimin karşılanması ve kendisinin bereketlenmek konusundaki isteği belirler.

İsa’nın çarmıhın üzerinde kırılıp alçalması gerekenin önce kendisi olduğunu anlaması gerekir. Önce çoban çarmıhın önünde ölmeli, kırılmalı ki başkaları da bundan örnek alsın. İçinde bulunduğu toplulukta günah konusunda yeni bir dürüstlüğe gereksinim varsa işe önce kendisiyle başlaması gerektiğini kavraması ve anlaması şarttır. Yunus’un Ninova’ya gelip de, “Günahlarımızdan dönün, yoksa Tanrı burayı 40 gün sonra yok edecek” demesi üzerine Ninova kralı tahtından kalkıp günahlarından ötürü tövbe etmek için kaftan yerine çul sarınarak küle oturduğunda ülkesinin halkı da tövbe etti. Böylece tüm ülke kurtuldu.

Bununla birlikte önder ya da çoban olmayan okurların hep çobana bakıp durmaları, hep ondan beklemeleri, onu örnek almaları hiç de doğru değildir. Tanrı her birimizde teker teker bu uyanış işini gerçekleştirmek ister. Sizin içinizde de işe başlamak istiyor. Sizleri bereketlemesi en içten dua ve dileğimizdir.

Ocak 1950