Lütfun Armağanları (1.Kor.12:1-11)

Ruhsal armağanlara gelince, kardeşlerim, bu konuda bilgisiz kalmanızı istemem.Biliyorsunuz, putperestken şöyle ya da böyle saptırılıp dilsiz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz.Bunun için bilmenizi isterim ki: Tanrı'nın Ruhu aracılığıyla konuşan hiç kimse, "İsa'ya lanet olsun!" demez. Kutsal Ruh'un aracılığı olmaksızın da kimse, "İsa Rab'dir" diyemez.Çeşitli ruhsal armağanlar vardır ama Ruh birdir. Çeşitli görevler vardır ama Rab birdir. Çeşitli etkinlikler vardır ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrı'dır. Herkesin ortak yararı için herkese Ruh'u belli eden bir yetenek veriliyor.Ruh aracılığıyla birine bilgece konuşma yeteneği, ötekine aynı Ruh'tan bilgi iletme yeteneği, birine aynı Ruh aracılığıyla iman, ötekine aynı Ruh aracılığıyla hastaları iyileştirme armağanları, birine mucize yapma olanakları, birine peygamberlikte bulunma, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli dillerle konuşma, bir başkasına da bu dilleri çevirme armağanı veriliyor.Bunların tümünü etkin kılan tek ve aynı Ruh'tur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır.

1.Kor.12:1-11

Dünya Görüşü

Korint’teki kilisede dünya görüşüyle ilgili bir sorun vardı. Pavlus: ‘Ruhsal armağanlara gelince, dünya görüşünüz yanlıştır.’ diyor. İman etmeden önce, daha putperestken, böyle düşündünüz ama artık Mesih’tesiniz ve farklı bir şekilde düşünmeniz gerekiyor. O eski gözlükleri çıkarıp atın.

Korintliler için, hayat bir onur kazanma, onurlu olma yarışıydı. Sosyologlara göre, ‘Onur-utanç’ toplumlarında, onur kısıtlı olarak görünür. Saygı nereden gelebilir? Doğuştan, mesleğinizden, zenginliğinizden, oturduğunuz evden... Bunların hepsi statü sembolüydü, prestij sağlayan durumlardı. O yüzden hayat hep bir rekabetti, kıskançlık ve dedikodu vardı çünkü ‘Eğer bu kişiyi aşağılayabilirsem, ben daha çok saygı kazanmış olurum.’ diye bir dünya görüşü hakimdi. Söz konusu rekabetten dolayı onur oranları sürekli değişkenlik göstermekteydi: ‘Senin oğlun bir teğmen mi? Benimki bir general! Senin kızın bir mühendisle mi evlenecek? Benimki bir presle evlensin!’

Ne yazık ki bu dünya görüşü kilisenin içine girmiş ve Korintli imanlılar için de ruhsal armağanlar bir statü sembolü olmuştu. ‘Ahmet bilinmeyen dillerle mi dua etti? Ben de edeceğim! Yoksa herkes Ahmet’in benden daha kutsal olduğunu zanneder. Leyla 45 saniyelik bir peygamberlik mi etti? Ben 50 saniyelik bir peygamberlik edeceğim ki imanlıların gözünde itibarımı kaybetmeyeyim, Tanrı’nın gözünde ben de saygın olayım’. Bu bölümü anlamak istersek, ilk olarak olayın perde arkasını anlamamız gerekiyor.

Korint’teki kilise toplantılarına katılsaydınız ‘Ruhsal armağanlar’ konusunda çok deneyimli ve güçlü olduklarını görürdünüz. Toplantıları canlı ve gürültülüydü ama Pavlus onlara ‘Ruhsal Armağanlar konusunda bilgisiz.’ diyor çünkü bu durumun altında yatan sebepler konum kazanma, rütbe sahibi olma, kıdem elde etme, rekabet, kıskançlık ve hırstı. Korint’te ruhsal armağanlar şov yapmak için kullanılır hale gelmişti.

Böyle berbat, aptalca, çocuksu bir davranışı düşünebiliyor musunuz? Benim çocuklarım daha küçükken şöyle düşünürlerdi : ‘Hani ağabeyime 4 köfte verilmiş, bana niye 3 köfte verildi?’ Çocuksa, olgun değilse, dünyevi, putperest bir dünya görüşü egemen oluyor.

Bu dünya görüşü İstanbul’da var mı?Kıskançlık, rekabet, yarış, hırs var mı? İstanbul’daki statü sembolleri nedir acaba? Yani, seni başka insanlardan daha üstün kılan nedir? Oturduğun semt mi? Mezun olduğun üniversite mi? Mesleğin mi?

Peki içinde bulunulan kültürün yanlış düşüncelerinin kiliseye sızmasını nasıl önleyebiliriz? Bence kendi hayatlarımızı inceleyelim. Toplandığımızda, bir kişi bir ruhsal armağanını kullanınca, siz o anda nasıl hissediyorsunuz? Eğer o armağan bizi Tanrı’ya yaklaştırırsa, bize Tanrı’nın sevgisini hissettirirse, teşvik ederse, harika. Ama eğer kendimize: ‘O kişi neden her hafta bir şeyler söylemek zorunda? Tanrı neden o kişiye bir şeyler veriyor da bana vermiyor?’ diye soruyorsak, dünya görüşlerimizi değiştirmek zorundayız demektir.

Karizmatik Olmak

Bunun üzerine nasıl gelinebilir? Ben Pavlus olsaydım, belki bütün ruhsal armağanları yasaklardım. ‘Anlayana kadar, ruhsal armağanlar yasak!’ derdim. Ya da bir kural koyardım: ‘Toplandığınızda sadece bir defa dua edebilirsin ve çok uzun olmasın.’ derdim.

Pavlus ise yeni bir kelime yarattı. (Keşke her zaman yeni bir kelime üreterek bütün sorunlarımızı çözmüş olsaydık!) Karizmatik olmak... Lütuftan gelen belirtiler. Lütufla ilgili... şartsız, koşulsuz, ücretsiz, armağan olarak, hak edilemeyen, kazanılamayan, elde edilemeyen, sadece Tanrı tarafından dağıtılan lütuf.

Dördüncü yüzyılda İstanbul’da görevli John Chrysostom diye bir vaize göre;

‘Hepiniz aynı kaynaktan almaya bağışlandığınıza göre, onurunuz eşittir. Aldıklarınız birbirinizden farklı olsa bile, Veren aynıdır.’

Veren’e odaklanmamız gerekiyor. Ne kadar armağanınız olduğu değil, bu armağanı kimden aldığınız önemli. Bunun ışığında, onur kısıtlı değildir çünkü Tanrı’nın lütfu sınırsızdır; istediği zaman istediği kişiye dağıtabilir. ‘Onur kısıtlı.’ Bunun Şeytani bir yalan olduğunu görmekteyiz ve düşüncelerimizi değiştiririz.

Tanrı’nın lütfu büyük düzleştiricidir; kibirli olanları aşağılar ve alçak olanları yükseltir. Böylece ikisini de düzleştirir.(Luk 1.52-53)

İman etmeden önce neydiniz? ‘Biliyorsunuz, putperestken şöyle ya da böyle saptırılıp dilsiz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz.’ (2)

Hepiniz putperestsiniz. Put nedir? Yalancı bir ilah. ‘Eğer bana taparsan, peşimden gelirsen, seni mutlu edeceğim, tatmin edeceğim.’ diyerek herhangi bir nesne bir puta dönüşebilir; zenginlik, güzellik, başarı, eğitim, popüler olmak, albenili ayakkabılar.

Hepiniz saptırıldınız. Yoldan çıkarıldınız. Hepiniz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz. Tanrı’nın gözünde konumunuz aynıydı; kaybolmuştunuz. Zengin ve kaybolmuş veya fakir ve kaybolmuş, fark etmez.

Kutsal Ruh'un aracılığı olmaksızın da kimse, "İsa Rab'dir" diyemez.' (3) Yani, Kutsal Ruh yüreğimde çalışmasaydı, Mesih’e iman etmezdim, edemezdim.

Martin Luther

Kutsal Ruh’a inanmamızı sağlayan ilk şey şudur: ‘Kendi mantığımla ya da gücümle Rabbim İsa Mesih’e ne iman edebilirim ne de O’na gelebilirim ama müjde aracılığıyla beni çağıran Kutsal Ruh’tur.’

Arkadaşlar, hepimiz kaybolmuştuk. Hepimiz ancak Kutsal Ruh yüreklerimizi açtığı için Mesih’e iman ettik. O yüzden hepimiz eşitiz. Hepimiz biriz ve hepimiz aynı Veren’den lütuf alıyoruz.

Lütuf Almak Kutsal Ruh’u almak demektir: Üçlü Birlik

Şimdi Pavlus dikkatimizi Tanrı’nın üçlü birlik varoluşuna çekiyor.

Çeşitli ruhsal armağanlar vardır ama Ruh birdir: Kutsal Ruh

Çeşitli görevler vardır ama Rab birdir: Oğul

Çeşitli etkinlikler vardır ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrı'dır: Baba

1.Kor.12:4-6

Tanrı’nın lütfunu anlayacaksak, Tanrı’nın üçlü birlik olduğunu da anlamamız gerekiyor çünkü lütuf sadece Tanrı’nın bize verdiği haftalık ruhsal harçlık (Çocuklarımıza verdiğimiz haftalık harçlık gibi.) değildir!

Bazen Tanrı’nın ‘Kapıcı’ gibi olduğunu düşünürüz (Haşa!). İşte her gün kapıya taze ekmek bırakıyor; ‘Günlük Kutsal Ruh’umu aldım.’

O yüzden Üçlü Birlik olgusunu anlamamız gerek çünkü Kutsal Ruh Tanrı’nın kendisidir! Tanrı bizlere kendini bağışlar!

Mecazlar hiçbir zaman Üçlü Birliği tanımlamaya yetmiyor ama Üçlü Birliği açıklayan bir mecaza başvuracak olursak, belki güneşten bahsedebiliriz: Güneş gökyüzündedir ama üzerimize saçtığı ışınlar kendisinden gelir. Onlar bizi ısıtır ve yeryüzünde meyve yetişmesini sağlar.

Çünkü RAB Tanrı bir güneş, bir kalkandır. Lütuf ve yücelik sağlar; dürüstçe yaşayanlardan hiçbir iyiliği esirgemez.

Mez. 84:11

Tanrı’nın Oğlu bu şekilde betimlenir.

Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O'nun varlığının öz görünümüdür.

İbr.1:3

İsa: ‘Beni gören, Babam’ı görmüş olur. Dokunduğum kişiye, Tanrı tarafından dokunulmuş olur.’ dedi. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. İsa Mesih hem Tanrı’dan gelendir hem de Tanrı’dır. Güneşin ışınları gibi, hem güneşten gelen, hem güneştir!

Aynı şekilde Kutsal Ruh’tan bahsedilebilir.

İznik iman açıklamasına göre (325 yılında):

Baba ve Oğul’dan gelen, Rab olan, hayat veren,

Baba ve Oğul ile birlikte tapınılıp yüceltilen,

Peygamberler aracılığı ile konuşmuş Kutsal Ruh’a inanıyoruz.

Aldığımız, dolduğumuz, kabul ettiğimiz Kutsal Ruh hem Baba’dan gelen, hem de Tanrı’nın takendisidir.

Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, "Kutsal Ruh'u alın!" dedi.

Yuh. 20:22

‘Lütuf aldım.’ dediğimizde, sadece Tanrı’dan gelen bir hediye, bir mal, bir bereketten bahsetmiyoruz ki! Kapıyı açtık ve Tanrı içeri geldi. Kendini bize veriyor, üzerimize döküyor, ışığını saçıyor. Yüreklerimiz ısınıyor, açılıyor; o yüzden ilahiler söylüyoruz.

Eski bir vaiz olayı şöyle tarif etmiş: ‘Nasıl ki güneş ısınınca kuşlar daha yüksek sesle öter, bizler de, Kutsal Ruh yüreklerimizi ısıtınca, daha gayretle ve minnettarlıkla tapınırız, şükrederiz, ilahi söyleriz.’

Kutsal Ruh’un varlığı bize ezgiler söyletir!

Dışa Vurum

Yedinci ayetteki ‘Ruh'u belli eden bir yetenek.’ İfadesi, aslında Ruh’un göstergesi, dışa vurumu, belirtisi, ortaya çıkması (manifesto) demektir. Ayet şu şekilde çevrilebilir;

‘Topluluğun ortak yararı için, herkese Ruh’un dışa vurumu veriliyor.’

Burada söz konusu Ruh üzerimize saçılınca, toplandığımızda, bu Ruh farklı kişilerde, farklı şekillerde belirginleşecektir.

Tıpkı güneş ışınları bir bahçeye saçıldığında, farklı kuşların farklı şekillerde ötmesi ya da o anda birçok çiçeğin farklı renklerde açması gibi.

Bu sönük, statik bir etkinlik değildir; tam tersine dinamik, hareketli, canlı bir etkinliktir çünkü bu ayetlerde ‘Verildi.’ denmez, ‘Veriliyor.’ denir. Toplandığımızda, Ruh aramızda dolaşıyor, armağanlar dağıtıyor; tıpkı bir orkestra şefi gibi: ‘Şimdi sen o ayeti oku, sen bilinmeyen dillerle dua et, şu kişiye de o duanın çevirisini vereceğim.’ diyor ve bütün parçalar bir senfoni gibi Tanrı’nın tahtına yükseliyor.

Barcelona’da ünlü bir katedral var, etrafında yüzlerce spot da var. Bu spotların görevi nedir? Dikkatimizi kendilerine çekmek mi? Hayır! Katedrali ışıklandırmak. Her bir spot, Katedral’in farklı bir özelliğini, güzelliğini aydınlatır.

Aynı şekilde, İsa Mesih’i tanıtmak, göstermek, karanlık akıllarımızı aydınlatmak Kutsal Ruh’un zevkidir. Ruh’un ilhamıyla edilen her dua,söylenen her ezgi, çevrilen her bilinmeyen dillerdeki dua, dikkatimizi Mesih’e çekecektir. Çeşitli spotlar gibi; Mesih’in sadakatine, Mesih’in kurtarışına, Mesih’in dostluğuna gözlerimizi dikmemizi sağlar.

Kutsal Ruh’un bizdeki dışa vurumu da, dikkatimizi konuşan kişiye yoğunlaştırmak değil, İsa Mesih’in görkemini yansıtmak olmalıdır!

Adem ile Havva günaha düştüklerinden bu yana insanoğlu içe dönük, kendisiyle ilgilenen, kendi çıkarına, kendi yararına bakan bir hale gelmiştir. Kutsal Ruh üzerimize inince, Mesih’e dönük hale geliriz, yüzlerimizi O’na çeviririz.

Bu yüzden Korintliler tamamen yanılıyorlardı çünkü kendilerine ve birbirlerine bakmaktaydılar: ‘Bende hangi armağanlar var? Sende neler var?’ Ama biz ayçiçeği gibi güneşe bakıyoruz ve Kutsal Ruh’u alıyoruz.

Toplandığınızda

Ruh’u aldıktan sonra, toplandığımızda, Kutsal Ruh’un yönlendirişinde, orkestra şefliğinde,bir kardeşin ettiği duada görüldüğü gibi, Kutsal Ruh etkindir. Başka birinin bilinmeyen dillerle dua etmesiyle Kutsal Ruh ruhlarımızı çekiyor, derinliklerimize hitap ediyor. Aynı Ruh, üçüncü kişinin aklına o anda o dilin çevirisini de getirecektir. Böylece toplantıdaki herkesin yürekleri, gözleri, elleri, Babamız’a doğru çevrilmiş olur. Göklerdeki Babamız dilsiz bir put gibi değildir. Bizimle konuşuyor. Bizi tatmin edecek, mutlu edecek güçtedir.

Rekabet olmayınca, onur konusunda bir yarış, bir kıskançlık olmayınca, bunların hepsi hem Tanrı’nın yüceliği için hem de kilisenin gelişmesi için gerçekleşecektir.

Bunların tümünü etkin kılan tek ve aynı Ruh'tur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır.

1.Kor.12:11

Bir şey söylemenin doğru olup olmadığını nereden bileceksiniz?

Kutsal Ruh’un yakınlığını hissettiğinizde,

Kalp atışınız hızlandığında,

Bir görüm gördüğünüzde, bir ses duyduğunuzda ya da yüreğinizde bir söz hissettiğinizde.

İşte o zaman ağzınızı açacaksınız.

Bu nedenle, İsa aracılığıyla Tanrı'ya sürekli övgü kurbanları, yani O'nun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım.

İbr.13:15